ASIL ISVEREN ALT ISVEREN UYGULAMASI TOPLANTILARI
SONUÇ BILDIRGESI
“Is Müfettisleri Dernegi”nin, “Türk Is” ve “TISK”in katkilariyla düzenlemis oldugu asil isveren ve alt isveren uygulamalari konulu paneller serisi tamamlanmis bulunmaktadir. Yapilan paneller ve bu panellerde dile getirilen hususlar degerlendirilerek, asagidaki sonuçlara ulasilmistir.
Alt isverenlik uygulamasi, 1936 tarihli ve 3008 sayili “Is Kanunu”ndan bu yana yasal düzenlemelerde yer almakla birlikte, çalisma yasaminda önemli bir sorun olarak ortaya çikmasi, görece yakin sayilabilecek bir dönemde gerçeklesmistir. 1980’lerle birlikte uygulamaya geçirilen ekonomik politikalarin bir sonucu olarak, isletmelerin artan yogunlukta alt isverenlik kurumuna basvurmalari sonucunu dogurmus, ancak bazi isletme ve isyerleri bu kurumu ekonomik ve teknolojik gereksinimlerinden çok isçilik maliyetlerinin düsürülmesi ve isçilerin bireysel ve toplu is hukukundan kaynaklanan temel haklarini kisitlamanin bir araci olarak kullanmislardir. Bu yaklasimlarin sonucunda, sadece ekonominin ve onun vazgeçilmez isletmelerimizin bir ihtiyaci olarak degil, ucuz emek ve kuralsizligin araci olarak da alt isverenlik kurumuna basvuruldugu ve ne yazik ki bu sürecin son derece hizli bir sekilde yayginlastigi görülmektedir. Yasal düzenlemelere aykirilik olusturan bu uygulamalar ve yaklasimlar, gerek is müfettislerini, gerekse de yargi mercilerini, bitmez tükenmez bir sekilde mesgul etmektedir ve mesgul etmeye de devam edecektir.
Bu gelismelerin bir sonucu olarak, alt isverenlige yönelik olarak yapilmasi düsünülen düzenlemelerde, süphesiz ki isletmelerin ve isyerlerinin gereksinimleri dikkate alinirken isçilik haklarina yönelik olabilecek istismarin önüne geçilmesi de hedeflenmelidir. Nitekim, 4857 sayili Yasa’da, bu konuda yapilmis olan düzenlemelerin de asil kaygisi, deginilmis olan istismar olgusunun önüne geçilmesi olmustur. Ancak, Yasa da yer alan düzenlemeler beklenen sonuçlari verememis, isçilerin, is sözlesmelerinin feshinin ardindan, uzun Yargi süreçleriyle karsi karsiya kalmalarinin önüne geçilememis, ayrica arzulanan isçi-isveren arasindaki çalisma barisini da zedeleyici sonuçlar dogurmustur. Bu süreçte, Tuzla tersanelerinde yasananlar, alt isverenlik kurumunun istismariyla, sadece isçilerin ekonomik haklarinin degil, yasam hakkinin dahi tehdit edilebilecegini göstermistir. Ne var ki, önce 5763 sayili Yasa, ardindan da “Alt Isverenlik Yönetmeligi” ile soruna radikal bir sekilde yaklasilarak yeni düzenlemeler getirilmis, ancak yasanan tartismalardan da görüldügü üzere, yapilan yeni düzenlemeler, vurgulanan sorunlarin çözümü dogrultusunda bir berraklik saglayamamistir.
Tüm bu süreç içinde, gerek Mevzuatta yapilan degisiklikler, gerekse de Yargitay’in ulastigi sonuçlar yoluyla alt isverenlik kurumunun sinirlanmasi dogrultusundaki yaklasimlar hakim kilinirken, 5538 sayili Yasayla, hizmet alim sözlesmeleri çerçevesinde, esitlik ilkesiyle de bagdasmayacak bir sekilde Kamu Kurumlarina ayricalik saglanmak istenmesi, süphesiz ki kabul edilebilir degildir.
Ekonominin mevcut kurallari ve isleyisi dahilinde, alt isverenlik kurumuna genel olarak karsi olunmasi söz konusu olmayip, süphesiz ki, kimi durumlarda, isyerlerinin sürekliligi de, alt isverenlik kurumunun mevcudiyetini zorunlu kilmaktadir. Ancak, bu konuda, deginilmis olan hususlardan da açiga çiktigi üzere, istismarin önüne geçilebilinmesi açisindan gerekli düzenlemelerin yapilmasi da kaçinilmazdir. Bu düzenlemelerin yapilmasi, ayni zamanda sosyal hukuk devleti olmanin da bir geregi olup, bu yönde kamu veya özel kurum ayrimi yapilmasinin kabul edilebilir bir yani olamayacagi da süphesizdir. Ancak, 5763 sayili Yasa ve ardindan “Alt Isverenlik Yönetmeligi” ile gerçeklestirilmis olan düzenlemelerin, bu yaklasimlarla uyumlu olamadigi ve haliyle de beklentilere yanit veremedigi görülmektedir. Temel hukuk teknigi açisindan dahi sorunlar içeren bu düzenlemeler konusunda, muhakkak ki gerekli çalismalarin yapilmasi zorunludur. Bu konuda, alt isverenlik kurumuna yönelik olarak yapilacak düzenlemelerde, asagidaki hususlarin göz önüne alinmasi, hem çalisma yasaminin, hem de sosyal taraflarin acil bir ihtiyaci olarak görünmektedir:
1. Ekonomik ve teknolojik gelismelerin isletmeler açisindan gerekli kildigi alt isverenlik kurumu düzenlenirken bu gereklilik yaninda hayat seviyeleri yükseltilerek, korunup desteklenmesi gereken isçilerin, alt isverenlik kurumu araciligiyla istismarinin önüne geçilmesi zorunlulugu da her türlü tartismanin disindadir.
2. Alt isverenlik kurumunun sinirlanmasina yönelik yapilacak düzenlemelerde, esitlik ilkesine de aykiri olacak sekilde, kamu veya özel kurulus ayrimi yapilmasinin savunulur bir yani bulunmamaktadir.
3. Kamu kurumlarinda, esitlik ilkesine aykiri olacak sekilde lehlerine yapilmis düzenlemelerin dahi ötesine geçilerek, muvazaa veya kanuna karsi hile yoluyla alt isverenlik uygulamalarina basvurulmasi, kamu vicdani açisindan da kabul edilebilir degildir.
4. Alt isverenlik kurumuna yönelik olarak “Is Kanunu”nda yapilacak olan düzenlemelerin, muhakkak ki bir bütünlük içermesi gerekmektedir. Çalisma yasaminin bu önemli kurumuna yönelik olarak yapilacak olan düzenlemelerin, isyeri tesciline yönelik bir sorunmus gibi, Yasa’nin 3. maddesinde yer almasi isabetli olmadigi gibi, içinden çikilmasi zor sorunlarin gündeme gelmesine de neden olmaktadir. 5763 sayili Yasayla getirilmis olan düzenlemeler, mevcut sorunlarin çözümüne katki saglayacagina, bu süreci daha da karmasiklastirmistir. Olmasi gereken açisindan, düzenlemenin Yasa’nin 2. maddesine alinmasi önemlidir.
5. “Alt Isverenlik Yönetmeligi”nde, esas olarak “Borçlar Hukuku”nun bir kurumu olan “muvazaa”nin taniminin yapilmis olunmasinin, ölçülü bir yaklasim olarak kabul görmesi mümkün gözükmemektedir. Yine, alt isverenlik kurumunun istismarina yönelik uygulamalarin, sadece muvazaa kurumu araciligiyla gerçeklesmedigi, kimi zaman kanuna karsi hile, kimi zaman da dogrudan kanuna aykirilikla karsilasildigi da bilinmektedir. Bu nedenle, düzenlemelerde yer alan kisitlamalarin, özel olarak muvazaa kurumu ile iliskilendirilmesi de isabetli degildir. Ayrica, Yönetmelikte yer alan çesitli tanimlar ve kisitlamalar, tutarlilik açisindan sorunlara sahip oldugu gibi, gerek is müfettisligi, gerekse de yargi uygulamalarinin esnekligini ve gelisimini engelleyecek niteliktedir.
6. Asil isveren-alt isveren arasinda kurulmus bir iliskinin sonucunda, bu iliskinin kapsaminda bulunan isçilerin haklarinin degerlendirilmesi ile sinirli kalinmayarak, iliskiyi meydana getiren sözlesmenin kurulusunun veya geçersizliginin Is Kanunuyla iliskili olarak yayimlanmis bir yönetmelikle konu edinilmesi mümkün görülmemelidir. Bu konuda, isverenler arasi iliskinin, isçiden bagimsiz bir sekilde, “Is Kanunu” kapsaminda ve tescile iliskin bir madde içinde düzenlenerek Is Kanunu ve uygulamasina dahil edilmesinin isabetli bir yaklasim olmadigi belirtilmelidir.
7. 4857 sayili Is Kanunu’nun 3.maddesiyle getirilen düzenleme ile 01.08.2009 tarihinden sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna yapilacak bildirimler Is Kanunu bakimindan da geçerli sayilacagindan kargasaya neden olacaktir. 5510 sayili Kanun ile getirilen yeni düzenleme nedeniyle 4857 sayili Is Kanunun 3. Maddesindeki düzenlemeler açisindan uygulamada sorunlar yasanacaktir.
Ayrica, her iki Yasada alt isveren tanimlari da birbirinden çok farklidir ve bu tanimlar birbiriyle örtüsmemektedir. Alt isverenlige iliskin olarak her iki yasadaki farkli tanimlar, uygulamada karmasa yaratmaktadir. Yukarida belirtilen nedenlerle, 4857 sayili Is Yasasi ile 5510 sayili Yasanin alt isverenlik tanimlari ve isyeri bildirimlerine iliskin düzenlemeleri yeniden gözden geçirilerek birbirlerine uyumlu hale getirilmesi yönünde gereken adimlar atilmalidir.
8. Önce Is Müfettisliginin, hemen ardindan da Yarginin yükünü önemli ölçüde arttiracak, ancak mevcut imkanlar gözetildiginde sonuç açisindan çok da ilerlenemeyecek olan bu yöndeki düzenlemelerin, yukarida deginilmis olan hususlar da göz önüne alinarak, sosyal taraflarla birlikte yeniden degerlendirilmesi gerekmektedir.
IS MÜFETTISLERI DERNEGI
YÖNETIM KURULU